Başkentlileri Kaos Bekliyor
Yazan: admin 10 Mart 2010
Kategori: Güncel Haberler, Saglık
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, başkentteki ulaşım ücretlerini düşüren karar nedeniyle başkentlileri korkutan açıklamalar yaptı..
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, başkentteki ulaşım ücretlerini düşüren karar nedeniyle kısa bir süre sonra akaryakıt ve personel giderlerini karşılayamayacak duruma geleceklerini söyledi.
Gökçek, Mövenpick Otel’de düzenlenen ve onur konuşmacısı olduğu Bab-ı Ali Toplantıları 2. Başkanlar Kulübü Toplantısı öncesinde gazetecilerin, başkentte ulaşım ücretlerinin düşürülmesine ilişkin sorularını yanıtladı.
Ankara’daki bilet fiyatlarının iki idare mahkemesi kararıyla hem 2007 yılının hem de 2003 yılının fiyatlarına çekilmek zorunda kaldığını hatırlatan Gökçek, 2003 fiyatlarına gelinince de otobüs bileti fiyatlarının yaklaşık olarak yarı yarıya düştüğünü kaydetti.
Gökçek, bu gelişmenin, belediyenin gelirlerinin de yarı yarıya düşmesi anlamına geldiğini ifade ederek, şöyle devam etti:
”Zaten Ankara Büyükşehir Belediyesi otobüsten ayda 10 trilyon zarar ediyor. Ayrıca yeni aldığı otobüslere her ay minimum 15 trilyon veriyor. Bu da 25 trilyon ediyor. Şimdi hasılatın da yarısı kaybolunca inanılmaz bir çıkmaz içerisine girdik. Bunu vatandaşımıza hissettirmiyoruz ama bir süre sonra hissetmemeleri mümkün değil. Şundan dolayı, öyle zannediyorum ki kısa bir süre sonra hem otobüslerin akaryakıt giderlerini karşılayamayacağız hem de personel giderlerini karşılayamayacağız. Bu nedenle de mutlaka çok ciddi aksamalarla karşı karşıya gelebileceğiz.”
Minibüs ve halk otobüslerinin durumunun da aynı şekilde olduğunu dile getiren Gökçek, ”2003-2010 yılları arasındaki enflasyon toplam olarak yüzde 124,5, ama buna karşılık Ankara Büyükşehir Belediyesinin yapmış olduğu zam toplamda ortalama yüzde 85. Yani enflasyonun yüzde 40 altında. Bu kadar altında olmasına rağmen bu fiyatların kalkıp tekrar yarı yarıya düşürülmesi ister istemez bizi çıkmaza sokuyor” şeklinde konuştu.
Gökçek, bu indirimi makul gösterecek hiçbir mazeret olmadığını çünkü tüm hesapların meydanda olduğunu belirterek, bunu halka en düşük düzeyde hissettirmek için ilk yaptıkları işin, otobüslerin sabah ve akşam pik saatlerdeki sefer sayılarını azaltmayarak aynı rakamlarda tutmak olduğunu kaydetti.
Melih Gökçek, sözlerini şöyle tamamladı:
”Yani sabah ve akşam pik saatlerde önceden 500 seferimiz varsa şimdi de 500 seferimiz var. Ancak diğer saatlerdeki seferlerimizi yarı yarıya düşürdük. Bu, ilk anda aldığımız önlem. Tabii sıkıştıkça, ekonomik olarak çıkmaza girdikçe, istesek de istemesek de zaman içerisinde bu sefer sayılarını azaltmak durumunda kalacağız. Böyle gözüküyor. Bunun tek çözümü, mahkeme kararının düzeltilmesi. Mahkemeye itiraz etmemize rağmen hala mahkeme, itirazımıza bakıp şu ana kadar bize bir cevap vermedi. Merakla bunu bekliyoruz…
Alnında Boynuz Çıktı
Yazan: admin 10 Mart 2010
Kategori: Güncel Haberler, Saglık
Çin’de 101 yaşındaki yaşlı bir kadının alnında çıkan 6 santimetrelik boynuz görenleri hayrete düşürüyor.
Vip.people.com.cn internet sitesinin haberine göre, Çin’in Henan eyaletinin Linlou köyünde yaşayan Zhang Ruifang adlı yaşlı kadının alnında geçen yıl uzamaya başlayan ve boyu 6 santimetreye ulaşan bir boynuz çıktı. İkinci boynuzun da yan tarafta çıkmaya başladığı belirtilirken, bu durum yaşlı kadının ailesini endişeye sevk etti.
6 oğlunun en genci olan 60 yaşındaki Zhang Guozheng, annelerinin alnında geçen yıl görülen lekeye pek dikkat etmediklerini, ancak zaman geçtikçe 6 santimetreye ulaşan bir boynuz olduğunu gördüklerini belirtti. Yaşlı kadının ailesi, “Şu anda alnının sağ tarafında aynı belirtiler var ve zannediyoruz ikinci bir boynuz çıkacak” diye konuştu.
Aile fertleri, annelerinin alnında çıkan şeyin ne olduğunu bilemediklerini, ancak bunun cilt hastalıklarından kütanöz boynuz olduğunu tahmin ettiklerini dile getirdi.
Haberde, bu türlerin deride huni şeklinde büyüdüğü ve çoğunun bir santimetre, bazılarının ise bir kaç santimetre uzunluğunda olduğu kaydedildi. Haberde ayrıca bu tür boynuzların genelde yaşları 60 ile 70 arasındaki kişilerde görüldüğü de ifade edildi.
Domuz Gribi Bitti Aşılar Ne Olacak
Yazan: admin 10 Mart 2010
Kategori: Güncel Haberler, Saglık
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, vatandaşların korkulu rüyası haline gelen domuz gribinin atlatıldığını açıkladı.
Sonbaharda ikinci bir dalganın yaşanıp yaşanmayacağı konusunda ise henüz netlik olmadığını belirten Akdağ, “Ancak çok büyük bir dalga beklemiyoruz.” dedi. Bakan Akdağ, salgına karşı 43 milyon doz aşı sipariş edildiğini, teslim alınan aşılardan 10 milyonunun ise firmalara geri verileceğini söyledi. Aşı alınan firmalarla bu konuda mutabakat sağlandığını belirtirken, 2-3 milyon aşının ise stok olarak elde tutulacağını aktardı.
Gazetecilerle sohbet toplantısı düzenleyen Bakan Akdağ, grip konusunda alınan tedbirlerin abartıldığı yönündeki yorumlara katılmadığını ifade etti. Dünya Sağlık Örgütü’nün de bu yönde bir açıklaması olmadığını bildirdi. Domuz gribine karşı çok iyi hazırlandıklarını vurgulayan Bakan, bu sayede el yıkama duyarlılığının geliştirildiğini, 43 milyon doz aşının ise sigorta olarak sipariş edildiğini tekrarladı. Gripten en çok etkilenenlerin hamileler olduğuna dikkat çeken Akdağ, “2009′da 38 hamile, zatürreden öldü. Bunların 36’sında H1N1 tespit edildi. Ölen hamilelerin hiçbiri aşılanmamıştı. 2008′de ise zatürreden ölen hamile sayısı 2 kişiydi. Aşı olmuş kişilerden hiçbiri de H1N1′den dolayı yaşamını yitirmedi.” bilgisini verdi…
Diyet Kişiye Özeldir
Yazan: admin 07 Mart 2010
Kategori: Güncel Haberler, Saglık
Kendimi çok yorgun hissediyorum. Kilo vermek için yol kalmadı. Migren ataklarımı durdurmanın bir yolu yok mu? diyenlere…
Kendimi çok yorgun hissediyorum. Kilo vermek için yol kalmadı. Migren ataklarımı durdurmanın bir yolu yok mu? Bu cümleler size tanıdık geliyor mu? Besin intoleransı, kendini birçok farklı şekilde gösteren, vücudun belli besinlere karşı verdiği olağandışı bir reaksiyon. İşte besin intoleransı ile ilgili merak ettiğiniz her şey…
Mevsim geçişleri metabolizmamızda bazı değişikliklere sebep olduğu gibi birçoğumuzda yorgunluk belirtilerine hatta ruhsal sıkıntılara yol açıyor. Kas ağrıları, omuz, sırt ve boyun ağrıları yine baharın gelişiyle artıyor, yorgunlukla birlikte; konsantrasyon bozukluğu, aşırı sinirlilik, hafıza zayıflaması ve uyku bozuklukları görülüyor. Tüm bu sıkıntılar yetmiyormuş gibi bir de, yaklaşan yazın paniğiyle, kendimizi şok diyetlere, zayıflama kürlerine adarız.
DİYET KİŞİYE ÖZELDİR
Oysa diyet kişiye özel olmalıdır; çünkü en sevdiğiniz besin aslında en büyük düşmanınız olabilir! Kilo kontrol problemleri, karın şişkinliği, ödem, sindirim ve emilim bozuklukları, eklem ağrıları, astım, dikkat eksikliği, depresyon, hiperaktivite. Dünyanın her yerinde, her ırkta ve kültürdeki birçok insan bu sorunlardan şikayet ettiler. Sebebinin her gün yedikleri ekmek, kemik sağlıkları için bardak bardak içtikleri süt ya da hiç tahmin etmedikleri herhangi bir gıda olabileceğini bilselerdi, sizce suçlunun kim olduğunu bulmak istemezler miydi? Diyetisyen Gülşah Yücel A’dan Z’ye besin intoleransı ile ilgili merak edilenleri maddeler halinde anlattı.
ÖĞÜN ATLAMAK ZARARLI
Herkes için sağlıklı olan besinler sizin için olmayabilir. Öncelikle hassasiyetiniz olan besinleri tespit edin ki beslenme programınız tam anlamıyla size özel olabilsin. (CNS Besin İntoleransı Testi için; www.cns-tr.com) Günde 3 ana öğün (kahvaltı, öğle ve akşam) ve 3 ara öğün (kuşluk, ikindi ve gece) tüketin. Öğünleriniz arasındaki boşlukları 3 saati geçmeyecek şekilde düzenleyin. Böylece; kan şekeriniz düşmez ve gereksiz atıştırmaların önüne geçmiş olursunuz. Hiçbir zaman çok aç olmaz, ihtiyacınızdan daha fazla yemez ve kilo alımına davetiye çıkarmazsınız.
ÇAY SUYUN YERİNİ TUTMAZ
Her gün en az 1-1,5 litre su için. Eğer isterseniz bu, iyice sulandırılmış meyve ya da sebze suları da olabilir. Çay-kahve gibi idrar oluşumunu artıran besinlerin su alımı olarak kabul edilmediğini, aksine fazla tüketmenin sıvı ve mineral kaybına sebep olabileceğini aklınızdan çıkarmayın. Meyve ve bitki çayları iyi birer alternatiftir. 1 dilim limon ya da biraz naneyle kaynamış su içebilirsiniz. Bunları yapmanız, yaşamsal önemi olan mineralleri içeren suyun vücuttan uzaklaştırılmasını engeller.
RENK VE AROMADA FARKLILIK SAĞLIKTIR
Mümkün olduğunca çok çeşit renk ve aromadaki taze besinleri tüketmeye çalışın. Günde en az 10 farklı besin çeşidine ulaşmaya çalışın. Asla kahvaltısız güne başlamayın.
Yulaf, çerezler, kök sebzeler, muz ve sütle bir kahvaltı edebilir; öğle yemeğinde ton balığı ya da peynirli, marul, bezelye, domates ve az miktarda sos içeren bir salata yiyebilir; daha sonra akşam yemeği için balık, patates, havuç, brokoli ve bezelye tüketebilirsiniz.
Bu şekilde 12 farklı çeşit besini elde etmiş ve kendinize iyi bir besin öğesi çeşitliliği sağlamış olacaksınız. Yeterli ve dengeli beslenmenin en temel kuralı; 4 ana besin grubunu da tüm öğünlerde belirli oranlarda tüketmektir. Bunlar:
Ekmek-tahıl grubu, (3-7 porsiyon)
2 Süt ve ürünleri grubu, (2 porsiyon) (gebelik-menapoz gibi özel durumlarda 3-4 porsiyon)
3 Meyve-sebze grubu, (5-9 porsiyon)
4 Et-balık-kuru baklagiller-yumurta grubu (2 porsiyon)
POSA ALIMINI ARTIRMAK İÇİN
Yeterli posa alımı; bağırsakların düzenli çalışmasına yardımcı olur, kansere karşı koruyucudur ve tokluk süresini uzatır.
Ancak posayı hangi kaynaktan sağlayacağınızı size CNS Test söyleyecek. Belki de diyetlerin vazgeçilmezi çavdar ekmeğine, ya da ara öğünlerin biriciği elmaya intoleransınız vardır.
Test sonucunuza göre uzak kalınacakları ve sorun yaratmayan alternatifleri belirleyin. Daha sonra, posa alımını artırmak için;
Öğünlerinizde mutlaka sebze yemeği ve salata tüketmeye çalışın.
Ekmeğinizi tam buğday çavdar tam tahıllı gibi posa değeri yüksek olanlardan tercih edin.
Gün içerisinde 3-5 porsiyon meyve, 3-4 porsiyon sebze tüketimi hedefleyin.
Haftada mutlaka 1-3 kez kuru baklagil yemeklerini tüketmeye özen gösterin.
SİNDİRİM AĞIZDA BAŞLAR
Günlük enerji alımının yağdan gelen kısmı yüzde 25-30 arası olmalı. Yani, kişinin gereksinimi olan yağ, gün içerisinde alması gereken enerji miktarına bağlı. Tüketilen yağın ortalama üçte biri doymuş (hayvansal kaynaklı besinlerde bulunur), üçte biri tekli doymamış (zeytin, zeytin yağı, kolza ve fıstık yağı, badem, fıstık, diğer kuru yemişlerin çoğu, avakadoda bulunur), kalan üçte biri de çoklu doymamış (soya, balık) yağ asitlerinden oluşmalıdır.
YAVAŞ VE İYİ ÇİĞNEMELİ
Doygunluk hissi, yemek yendikten 20 dakika sonra hissedilir. Bu yüzden yavaş yemek yemeye özen gösterin. Yemek sırasında, her lokmadan sonra çatal ve bıçağınızı masaya bırakarak yemeğinize sık sık ara verin. Sindirim ağızda başlar. Bu nedenle, lokmalarınızı iyi çiğneyin. Yeterince çiğnenmemiş besinin sindirimi çok uzun sürer. Üstelik bu, besin intoleranslarınıza bir yenisini daha eklemenize neden olabilir…
Günlük İhtiyaç Duyulan Besinler
Yazan: admin 03 Mart 2010
Kategori: Güncel Haberler, Saglık
Sağlıklı bir yaşam için günlük alınması gereken besinler açıklandı. İşte o 5 besin…
Dr. Mehmet Öz, günlük ihtiyacınız olan 5 besin açıklandı.
İşte o besinler… Lif Meyve, sebze ve tam buğdayda mevcut olan Lif hazım için gereklidir. Lif, ayrıca diyabet ve kalp hastalığı riskinizi de azaltır. Günlük lif ihtiyacınızı karşılamak için ahududu, frambuaz, yulaf ezmesi, mercimek ve pişmiş enginarı mutlaka yiyin. Lif-Meyve, sebze ve tam buğdayda mevcut olan Lif hazım için gereklidir. Lif, ayrıca diyabet ve kalp hastalığı riskinizi de azaltır. Günlük lif ihtiyacınızı karşılamak için ahududu, frambuaz, yulaf ezmesi, mercimek ve pişmiş enginarı mutlaka yiyin.
Vitaminin öneminin farkına değiliz. Belki de doğada D vitamini içeren çok fazla besin olmadığındandır. D Vitamini kemik sağlığınızı iyileştirir ayrıca bağışıklık sisteminize de faydalıdır.D vitamini almanın en iyi yolu asında göğüs dekoltesi, sırt ya da bacaklarınıza 15 dakika boyunca güneş banyosu yapmaktır. Yüzünüzü ve ellerinizi yaşlanmaya karşı her zaman korumanız gerektiğini unutmayın. Ve ilk 15 dakikadan sonra tüm vücudunuza UVA ve UVB içeren güneş koruyucucu sürmeyi ihmal etmeyin.
Akşam
Hastalar İlaç Alamıyor
Yazan: admin 01 Mart 2010
Kategori: Güncel Haberler, Saglık
SGK’nin bugün itibariyle devreye soktuğu provizyon sistemi sabahtan bu yana çalışmıyor.
Sosyal Güvenlik Kurumu(SGK)’nun bugün itibariyle devreye soktuğu provizyon sistemi sabahtan bu yana çalışmıyor.
Karekodlu ilaçların rahat girilebilmesi için getirilen Yeni Medula Reçete Provizyon sürekli hata verdiği için hastalar ilaç alamıyor. Acil hastaları için ilaç talep eden vatandaşlar elleri boş çıkınca eczacılarla tartışıyor.
SGK’nın 1 Mart itibariyle yeni MEDULA-Reçete Provizyon Sistemi devreye girdi. Eczacıların işini kolaylaştırması gereken sistemin tam tersine zorlaştırdığını belirten Eczacı Necdet Şenbaba, “Eczanelerde tam bir kaos var. İlaç almaya gelen hastalara ilaç veremiyoruz. Hastalar bize kızıyor.” şeklinde konuştu.
SGK yetkilileri ise sistemin çalıştığını, ancak yavaş işlediğini belirtti. Yetkililer, kısa süre içinde sistemin hızlanacağına ve vatandaşların ilaç alacaklarına işaret etti.
Hiperaktivite Nedir?
Yazan: admin 01 Mart 2010
Kategori: Güncel Haberler, Saglık
Çocukluk çağının en önemli psikiyatrik sorunlarının başında gelen DEHB’nin nedenleri, belirtileri ve tedavisi…
Çocukluk çağının en önemli psikiyatrik sorunlarının başında gelen Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), çocuğun tüm hayatını olumsuz yönde etkiliyor.
Howstuffworks isimli sitede yer alan haberde, her çocuğun ve hatta bazı yetişkinlerin DEHB ile ilişkili davranışlardan bazılarını sergileyebildiği belirtiliyor. Yetişkinler de görülmesine rağmen bu sorun Amerikalı çocukların yüzde 3-5′inde görülüyor. Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi, yaşları 7 ile 14 arasında 4,4 milyon çocuğa dikkat eksikliği tanısı konulduğunu düşünüyor. Genetik bir sorun olan DEHB, genellikle 7 yaşına kadar erken çocukluk döneminde aşamalı olarak gelişiyor ve kızlardan çok erkeklerde görülüyor.
DEHB nedenleri
Bilimadamları bozukluk için tek ve kesin bir neden olmadığını söylüyorlar. Araştırmalar arasındaki genel sonuçlar, DEHB gelişiminde bazı genlerin önemli rol oynadığını işaret ediyor. Ayrıca, hamilelik döneminde sigara ve alkole maruz kalan çocuklarda bozukluğun daha fazla görüldüğüne dikkat çekiliyor.
Bazı araştırmalar, DEHB’li çocukların beyin görüntülerinde beynin ön ve şakak bölümündeki lobun daha küçük olduğunu gösteriyor. Başka bir çalışma ise DEHB’li hastalar arasında tüm beyin küçülmesinin yüzde 3-4 olduğunu belirledi.
DEHB Belirtileri ve Teşhisi:
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, aşırı hareketlilik, dikkat eksikliği ve impulsivite olarak sınıflandırılabilen üç temel belirti grubundan oluşuyor. Bozukluğu olan çocuklar gündüzleri yorgun ya da hayale dalmış gibi görünebiliyor. Çocuk aşırı hareketlidir ve yaşıtlarıyla kıyaslandığında farklılık hemen anlaşılır. Bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjileri olan çocuklar, yükseklere tırmanır, koltuk tepelerinde gezer, ev içinde koşuşturur ve dur demekten anlamıyorlar. Sakin bir şeklide oynayamaz, bir süre sakin bir şekilde oturamazlar. Oturduklarında elleri ayakları kıpır kıpırdır. Çok konuşur, iki kişi konuşurken sık sık lafa girerler. Masanın başında oturamaz, dolayısıyla okul zamanı geldiğinde derslerini yapmakta zorlanırlar.
DEHB sorunun teşhisi çocuk doktoru, nörolof, psikolog, psikiyatrist tarafından konulabilir. Çocuklarla yakından ilgilenen öğretmenler de bazı vakaların teşhisinde yardımcı olabiliyor. Çocukları gözlemliyor ve ailesiyle potansiyal belirtileri tartışıyorlar.
Bir çocuktaki DEHB belirtileri sadece okul gibi bazı ortamlarda ortaya çıkabiliyor. Bu durumda, bu sorun tümüyle DEHB olmayabiliyor. Dikkat eksikliğinden bahsetmek için, bozukluğun belirtilerinin sadece tek bir ortamda değil çocuğun tüm hayatını olumsuz etkilemesi gerekiyor.
DEHB tedavisi
Bozukluğun tedavisinde danışmanlık ve ilaçlar daha yaygın olarak kullanılıyor. Birçok psikiyatrist bu bozukluğu tedavi etmede uzmanlaşırken, bazıları da çocuklar ya da aile ile ilgilenme konusunda uzmanlık kazanıyor.
Tedaviye çocuklar genellikle terapi ve ilaç tedavisi karışımıyla başlıyor. Çocukların aileleri bazen çocuklarıyla birlikte terapiye girebiliyor ya da ayrı ayrı terapistlerle görüşüyorlar ya da destek grupları bulabiliyor. Terapi çocuğun durumunu anlamasına yardımcı oluyor ve bu terapilerde çocuklar sınıfta kendisini nasıl kontrol etmesini öğreniyor.
DEHB’li çocukların tedavisinde kullanılan Ritalin ve Adderall isimli ilaçlar en yaygın kullanılanlardır. Tedavide kullanılan stimülanlar (uyarıcılar), tedavideki başarıların yanında, güvenilir ilaç olmaları, çocuklarda bağımlılık yapmamaları ve yan etkilerinin az olması nedeniyle tercih ediliyor. Bu stimülanlar, çocuklarda odaklanma ve konsantrasyona yardımcı olmak için tasarlandı. Çocukların yüzde 10′unda bunlar etkili olmuyor. Bazı hastalar farklı tedaviler denemek ya da dozu artırmak zorunda kalıyor. Çocuklukta ilaca başlayanlar ergenlikte ve yetişkin olduklarında da ilaç kullanmaya devam ediyor.
Hayat Boyu Süren Hastalık: Astım
Yazan: admin 28 Şubat 2010
Kategori: Güncel Haberler, Saglık
Astım hatta hayat boyu sürebilen bir rahatsızlık. Uygun tedavi ile astımlı hastalar tamamen normal bir hayat sürebilir.
Önemli olan, astımlı hastanın şikayeti olmadığı dönem dahil kontrolü terk etmemesi ve ilaçlarını kullanmaya devam etmesidir. Çünkü belirtiler olmadığı zamanlarda bile astımlı hastaların hava yollarındaki iltihabi durum, varlığını sürdürür. Astımda tedaviye ne kadar erken başlanırsa o kadar iyi olur.
Tetikleyici faktörler
Ev tozu akarları: Astımlılarda en sık görülen alerjendir. Akarlar, gözle görülmeyecek kadar küçük canlılardır. Yatak, yastık, halı, tüylü oyuncaklar ve tekstil liflerinde yaşarlar. Yaşayabilmek için nemli ve sıcak ortamlara ihtiyaç duyar. Deriden dökülen ölü hücrelerle beslenirler. Kuruyarak toz haline gelen dışkıları alerjiye neden olur. Akar alerjisi olanların yakınmaları ilkbahar ve sonbahar aylarında ve genellikle sabaha karşı artar.
Akarlardan korunmak için; Özellikle yatak odasındaki halılar, kadife kumaşlı mobilya/perdeler, tüylü oyuncaklar, koltuklar, kitap gibi toz tutan eşyalar mümkünse tamamen kaldırılmalı, hiç değilse azaltılmalı. Mobilyalarda kumaş yerine deri veya vinleks kaplama tercih edilmeli. Yatak, yorgan ve yastıklar, pamuklu/yün/kuş tüyü değil orlon/dakron gibi sentetik olmalı. Çarşaf ve nevresimler 60°C veya üzerinde haftada bir yıkanmalı. Akar geçirmeyen özel yatak kılıfları kullanılabilir. Bu kılıflar iki haftada bir ıslak bezle silinmeli. Perdeler, kilimler, giysiler iki haftada bir 60°C veya üzerinde yıkanmalı. Halılar, güçlü bir elektrik süpürgesiyle en az haftada bir temizlenmeli.
Polenler: Mevsimsel yakınmalara neden olur. Burunda ve genizde akıntı ve kaşıntı, hapşırık, gözlerde sulanma/yaşarma/kızarıklık görülebilir. Ağaç polenleri daha çok şubat-mayıs aylarında şikayetlere neden olur.
Polen mevsiminde; Araba ve evlerin pencereleri kapalı tutulmalı. Hasta mümkün olduğunca sokağa çıkmamalı. Yapabiliyorsa maske kullanmalı. Çamaşırlar dışarıda kurutulmamalı, üstlerine polen yapışabilir.
Kedi/köpek allerjenleri: Kedi ve köpeklerin kürkünde, tüylerinde, tükürüğünde, idrarında ve dışkısında bulunan allerjenler, evin her tarafına kolaylıkla yayılabilir. Kediler, köpeklere göre daha fazla alerji yapıcı etkiye sahiptir. Bir evden kedi uzaklaştıktan 3 ay sonra bile allerjen etkisi devam etmektedir. Kedi/köpek alerjisinden korunmanın en etkili yolu, evden bu hayvanların uzaklaştırılması ve bulundukları ortamlara girilmemesidir.
Hamamböceği allerjenleri: Hamamböcekleri, özellikle mutfaklarda görülür ve yiyecek artıklarının dolduğu girintilerde yaşarlar. Hamamböceği alerjisinde tek çözüm, bu canlıların ilaçlamayla ortadan kaldırılmasıdır. Ancak ilaçlama, hasta evde yokken yapılmalı ve eve girmeden en az 2 saat önce iyice havalandırılmalıdır.
Ev içi mantarları: Nemli, karanlık, bodrum katları ve banyo gibi havalandırması iyi olmayan yerlerde mantarlar üreyebilir. Mümkün olduğunca evdeki nem azaltılmalı, ev sık sık havalandırılmalı. Nemli yüzeyler sık sık çamaşır suyuyla silinmeli. Üzerinde mantar üremiş eşyalar evden uzaklaştırılmalı.
Dış ortam kirliliği: Hava kirliliğinin arttığı durumlarda gereksiz fiziksel aktivitelerden ve mümkün olduğunca dışarı çıkmaktan sakınılmalı. Çok zorunlu olduğu zaman, dışarı çıkmadan önce doktorun önereceği kısa etkili bir bronş genişletici kullanılmalı.
İç ortam kirliliği: Astımlı hasta, sigara içmemeli ve içilen ortamlarda bulunmamalı. Yemek pişirilirken aspiratörle ocak ya da fırının dumanı çekilmeli, mutfak iyice havalandırılmalı. Astımlı hasta mümkün olduğunca kömür/odun/sıvı yakıt dumanına, parfüm, temizlik maddeleri, kızartma, sprey, boya ve cila kokularına maruz kalmamalı.
Mikrobik solunum yolu hastalıkları: Astımlılar, solunum yolu enfeksiyonu geçiren kişilerle temastan kaçınmalı. Astımlı hastalara her yıl eylül-ekim aylarında grip aşısı önerilir. Mikrobik hastalıklar sırasında astım ilaçlarının dozunu artırmak veya yeni ilaç eklemek gerekebilir.
Olumsuz hava koşulları: Mümkün olduğunca soğuğa maruz kalmamalı, soğukta egzersiz yapmaktan kaçınmalı.
Egzersiz: Egzersizden önce kısa etkili hava yolu genişleticiler kullanılabilir. Egzersiz kısıtlanmamalı, tersine hastanın tolore edebildiği sporlar yapılmalı.
Besinler: Besinlere bağlı olarak gelişen alerjilerde hastalarda kaşıntı, döküntü, dudaklarda yanma, yüzde kızarma, burun tıkanıklığı ve akıntısı, hapşırık, gözlerde kaşıntı ve yaşarma, nefes darlığı, dilde şişme, karın ağrısı, ishal, kusma görülebilir. Bu şikayetler besinin alınmasından yarım saat sonra görülebileceği gibi, 1 gün sonra da ortaya çıkabilir. Alerjiye en çok neden olan besinler arasında yumurta, soya, fındık-ceviz, balık, süt sayılabilir. Hangi besine karşı alerjisi olduğunu, hasta şüphelendiği besini tek başına (diğer besinlerle karıştırmadan) tüketerek saptayabilir. Besin alerjisinden korunmanın yolu, sorumlu besinin kesilmesidir. Bazı besinlere eklenen katkı maddeleri de (boyalar, sülfit, tartarazin, benzoat, monosodyum glutamat) şikayete neden olabilir.
İlaçlar: Astımlı hastalarda aspirin ya da diğer ağrı kesicileri aldıktan yarım saat sonra göğüste sıkışma, öksürük, burun akıntısı, gözlerde kızarma, baş-boyunda kızarıklık görülebilir. Daha ciddi durumlarda şok ve şuur kaybı görülebilir. Aspirin alerjisi bulunan astımlı hastalarda beraberinde burun polipleri de bulunabilir. Gerekli durumlarda hastanın alerjisi olmayan bir ağrı kesici tercih edilir. Bazı tansiyon ve kalp ilaçları, glokomda kullanılan göz damlaları, anestezide kullanılan maddeler ve radyolojik tetkikler esnasında kullanılan ilaçlar da astımlı hastalarda şikayetlere neden olabilir. Doktorunuza herhangi bir ilaç reçete edilmesinden önce astımınız olduğunu bildirirseniz, size uygun ilacı yazacaktır…
Ağrılara İlaçsız Çözüm
Yazan: admin 27 Şubat 2010
Kategori: Güncel Haberler, Saglık
İlaç kullanmadan ağrıları dindirmenin mümkün olduğunu ifade eden uzmanlar, bunun yöntemini anlattı.
Namık Kemal Üniversitesi, (NKÜ) Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Ana Bilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Cengiz Mordeniz, kuantum tedavi yöntemi ile ilaç kullanmadan ağrıları dindirmenin mümkün olduğunu söyledi.
Mordeniz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Anesteziyoloji Ana Bilim Dalı Ağrı Polikliniğinde olarak 6 aydır hizmet verdiklerini belirtti. Trakya Bölgesi için yeni olan polikliniğin ilgi odağı olduğunu bildiren Mordeniz, tedavi için değişik yörelerden ve yurt dışından bir çok hastanın polikliniğe başvurduğunu kaydetti.
Her yaşta, ancak yaşlılıkta sıklıkla karşılaşılan ağrının hastaları çaresizlik içerisinde bırakabildiğini anlatan Mordeniz, hastaların kapı kapı dolaşmalarına rağmen kesin çözüm bulamadığını veya ileri yaşta olduklarından istedikleri ilgiyi göremediğini söyledi.
Mordeniz, kuantum tedavi yöntemini, ameliyat olamayan yaşlı, omurgasında dejenerasyon, kireçlenme olan veya ilaç tedavisine dirençli ve uzun süre kronik ağrıyla baş edemeyen hastalarda uyguladıklarını ifade etti.
21.YÜZYIL TEDAVİ YÖNTEMİ
Kuantum teşhis ve tedavisinin, Rusya’da uzay araştırmaları merkezlerinde geliştirilen ve 21. yüzyılın tıbbı olarak kabul edilen iğnesiz, ilaçsız ve yan etkisiz bir tedavi yöntemi olduğunu kaydeden Mordeniz, kendisinin de Moskova Kuantum Tıp Birliğinde aldığı eğitimden sonra Türkiye’de bu tedavi yöntemini uygulamaya başladıklarını ifade etti.
Mordeniz, 3 aylık süre içinde 100′ün üzerinde hastaya uyguladıkları bu yöntemde teşhis ve tedavide yüzde 90′lara varan başarı elde ettiklerini kaydetti.
Rusların geliştirdiği bu yöntemi Tekirdağ’da uygulamaya koymuş olmaktan dolayı mutluluk duyduğunu ifade eden Mordeniz, bugüne kadar hastalarından aldıkları sonuçların umut verici olduğunu ifade etti.
Mordeniz, şunları kaydetti:
”Kuantum yönteminin, ilaçsız tedavi yöntemi olarak daha geniş uygulama alanı olacağına inanıyoruz. Bu yöntem Rusya’da belirli yaşın üstündeki insanlarda direnci arttırmak, sporcuların müsabakalara hazırlanmasında ve hatta hayvanlarda, özellikle yarış atlarında başarıyla uygulanmaktadır. Tohumlar üzerinde yapılan araştırmalarda, kuantum uygulamasıyla daha dayanıklı tohumlar elde edilmektedir. Kuantum aslında rahatsızlığı, genel huzursuzluğu bulunan her hastaya uygulanabilir. Yan etkisi de olmadığı için hastaya uygulanmasında bir sakınca yoktur. Ameliyat olamayan yaşlı hastalara, ağrısı olan hastalara, omurgasında dejenerasyon, kireçlenme olan veya ilaç tedavisine dirençli hastalarda, uzun süre kronik ağrıyla baş edemeyen hastalarda bunu uygulamaktayız. Dikkat ettiğimiz konu ise eğer hastanın ameliyat olması gerekiyorsa kesinlikle bunu uygulamıyoruz, ameliyat olmasını öneriyoruz.”
KUANTUM TEDAVİSİ
Kuantum enformasyon teorisinin, geleneksel Çin tıbbından etkilenerek yeni bir tıbbi yaklaşım olduğunu ifade eden Mordeniz, yaklaşımın, tıptaki gibi hücrenin çekirdeği değil hücreler arasındaki iletişim kanallarına belirli dalga boyunda ışık vererek iletişim kanallarını uyarmak olduğunu söyledi.
Böylece hastada mevcut olan rezervi kullanarak ağrılı veya hasarlı bölgenin yeniden organize edildiğini anlatan Mordeniz, bu yöntemin sadece hasarlı bölgeye etki ettiğini, hasar yoksa bölgeye ”dost davrandığını” belirtti.
Sağlıklı Yaşam ve Uzun Ömrün Sırrı
Yazan: admin 27 Şubat 2010
Kategori: Güncel Haberler, Saglık
Uzun ömürlü olmak için işe yarayacak formüllerle her jenerasyonda yaşam süresi biraz daha artıyor…
Haber sitesi thedailybeast.com, 100′den fazla teoriyi taradı. Uzun ömürlü olmak için işe yarayacak 9formülü belirledi. Her jenerasyonda biraz daha artan yaşam süresini uzatmanın basit yöntemleri var
1- KALORİ AZALTMA
Louisiana’daki Pennington Biyomedikal Merkezi’nden Eric Ravussin, “Yüzde 15 daha az yiyin, ömrünüze dört yıl ekleyin” diyor.
2- AKDENİZ DİYETİ
Sebze, meyve, baklagiller, zeytinyağı, kabuklu yemiş ve balık ağırlıklı bu diyet antioksidan açısından çok zengin. Zeytinyağı kalp hastalıkları riskini azaltıyor ve kolestrolü düzenliyor.
3- TELOMER UZATMA
DNA dizinlerinin ucundaki telomer kapsülleri, hücre bölününce yavru hücreye miras olarak kalıyor. Telomerleri uzatmakla, hücrelerin bölünmesini devamlı kılmak mümkün.
4- VEJETARYEN DiYET
Besin değeri yüksek sebze-meyve diyetin aslını oluşturur. Oklahoma State Üniversitesi’nden Aran Richardson, “Vejetaryen diyetle kalorilerden otomatik olarak kurtulursunuz” diyor.
5- MİKRO BESİNLER
Çinko, niasin, selenyum gibi vitaminler hücreler için gerekli. Saint Louis Üniversi-tesi’nden Edward Weiss, mikro besinlerin hap yerine meyve ve sebzeler yoluyla alınmasını tavsiye ediyor.
6- MEDİTASYON
Pittsburgh Üniversite-si’nden Joseph Mookin, 100 yaşını görenlerin çoğunun yoga yaptığını belirtiyor. “Yaşlanınca düşmeler tehlikeli hale gelir. Yoga esnekliğinizi artırırak sizi korur” diyor.
7- ORGAN NAKLİ İLACI
Transplantasyonda kullanılan bir ilacın farelerde yaşam süresini uzattığı kanıtlandı. İlaç, metabolizmayı yavaşlatarak hücrelerin aktivitesini azaltır. Böylece yaşlanma sürecini yavaşlatır.
8- YONTMA TAŞ ÇAĞI
Mağara adamlarının diyeti, et, balık, sebze, meyve ve kabuklu yemişlerden oluşuyor. Bu beslenme şeklinde tahıllar, süt ürünleri, tuz, şeker ve üretilmiş yağ yer almıyor.
9- EGZERSİZ
Düzenli spor yapmak endorfin salgılamanızı sağlar. Hastalıklarla savaşmanıza yardımcı olur, enerji seviyenizi yükseltir.


